|
YUNUS’UN ÇOCUKLARI VE MOBİLYACI İKEA |
|
|
|
|
Dövene
elsiz gerek
Sövene dilsiz gerek
Yunus Emre |
|
|
|
|
Yaşam pınarından
akarken, önümüzden geçen derelerin de dilleri olduğunu
öğrenmemizle birlikte; başkalarınca büyüdüğümüze kanaat
getirilir. Susmanın ise, en büyük son konuşma olduğunu
anlamamız ise yıllarımızı alır. Dile geldikten sonra bizi
tutana aşk olsun. Yürüdükçe bizi kuşatan her şeyin bir dili
olduğunu öğrendiğimizde ise artık göstergeler ırmağına
yaklaşmışızdır. Buradan aklı olan bir kez yunar. Deli olan
güler geçer. Derviş olan içinde akar Yunus gibi. Reklamcı
olan ise çevresinde eşelenir. Bu eşelenmeden yaratıcı
fikirler çıkacağı gibi; geri dönülmez trajik sonuçlarda
çıkar. Eğer tasınız kalaylı değilse de, yaptığınız kampanya
sizi geldiğiniz toprağa, topraklara geri gönderir. Global
markaların konumlanma çabaları hedef pazarın kültürel
kodlarıyla örülmeli ve örtüşmelidir. Buna yerel davranmak
denir. Yapacağınız hatalar şiddet derecesine göre değişse
de, her zaman bundan dönmek kolay değildir. Çünkü zihinde
her zaman tortu kalır. Bir marka olarak yapacağınız en son
şey ise; bir toplumun değerlerini küçümsemek farklı
anlamlara gelebilecek yoruma açık reklam yapmaktır. Hele
işin içinde etnosentrik unsurlar var ise o zaman işin
içinden çıkmanız nerdeyse imkansız hale gelir. Modernist
toplumların göstergelerini yerel kültürlere kabullendirme
çabaları tarihsel bir süreçtir. Ekonomi-politik süreçlerinin
doğal sonucu olan globalizm; başat ve indirgemeci
yaklaşımını acımasızca “yerel” ve “öteki”ne kabul ettirmek
çabasındadır. Yerli kültürler zaten, özünde anglo-sakson
genelde ise batıcı toplumsal göstergelere en duyarlı olduğu
bu dönemde; yapacaklarınızı bir kez daha düşünmeniz
gerekliliğini size dayatır.
Reklamın bir kurumsal kimlik yaratma süreci olduğunu
bilerek; bu süreci etkileyen ve oluşturan parametreleri
doğru ve akılcı bir yönetim süreciyle yönlendirmemiz
gerekir. Kurumsallığın bir bütün olduğunu ve her şeyin
birbiriyle ilişkili olduğunu öğrenmek markalar açısından
uzun yıllar alır. Bunu erken görenlerin hızla ilerlemeleri
bundandır. Büyülü kelimeler çağında, her şeyi hemen yapmak
istiyoruz. Bu ele geçirici ruh hali markaları ölümcül
hatalara sürüklüyor. Bunun son büyük örneğini İKEA
reklamında görmek mümkün. Dünyanın en büyük mobilya markası
olan İKEA, yaklaşık 2 yıldır Türk tüketicisiyle buluşuyor.
Türk pazarında konumlanma çabasındaki firma, son reklam
kampanyasıyla bu çabalarına trajik bir son hazırlamıştır.
Reklam filmi kabaca söyle akıyor: Alışveriş kasasından
elinde poşetlerle geçen kadın, yakalanmamış, kasiyeri
atlatmışlığın verdiği heyecanla, otoparkta kendisini hazır
bekleyen kocasına seslenir, kaçarcasına arabaya biner ve
çılgınca bağırarak meşhur el işareti eşliğinde ekrandan
kaybolurlar.
Reklam temelde haber verir. Ey insanlar böyle bir şey
var, haberiniz ola, ama satın almaktan da geri durmayın der
reklam. Bunu yaparken de çağının en ileri teknolojisini,
algı kodlarını kullanmaktan da geri durmaz. Reklam her zaman
değiştirici gücünü hissettirmek ister. Zorlanan bu
psikolojik sınır olmaz ise satın alma güdüsü harekete
geçmez. Reklam üzerine söylenen negatif çözümlemelerin de
çıkış noktası burasıdır. Algıda deformasyon süreci
yaratılamamışsa zaten reklam amacına ulaşmamış demektir.
Bunun en somut sonucu süreç içinde satışların düşmesidir.
Çünkü reklamın harekete geçirici etkisi koşullara bağlı
olarak artar.
İKEA reklamı bir toplumun değerlerini yok saymanın en somut
örneğidir. İnsan olarak etik duruşumuz onurumuzdur. Yanlış
hesap yapıldığını düşünüyorsanız insan olarak yapacağımız
çok basittir. Kasaya döner: “sanırım bir yanlışlık olmuş
neden bu fiyatlar bu kadar düşük dersiniz”, onlarda size
hayır yanlışlık yok bizim fiyatlarımız böyle derler ve
reklam böyle bitse idi amaçlanan hedefe çok kesin ve net
olarak ulaşırdı İKEA. Sanırım bu yaklaşımı basit, sığ,
anlamsız bulmuşlar ve bizlere yakıştıramamışlar ki, yeni
girdikleri Türkiye pazarına onların anlayacağı ve onlara
uygun bir reklam yapalım demişler. Çünkü Türkler kasada
yanlış hesap olduğunu fark ettiklerinde dönmek yerine hemen
oradan tüyerler. Böyle bir reklam yaparsak Türkler bizi çok
sever ve onların gönül dünyalarını fethederiz. Bu mantık
İsveç’te geçerli olabilir ama bu topraklarda asla!.. Bu
reklamı yapan mantığın, değersizliği bu topluma
dayatabilecek gücü kendinde görmesi, yalın etik bir kuralı
çiğnemekten kaygı duymayan, satmak adına her şeyin
söylenebileceğini varsayan ruh halinin bizim ellerde yaşama
şansı yoktur. |
|
|
|
Kişi
bile söz demini
Demeye sözün kemini
Bu cihan cehennemini
Sekiz uçmağ ede bir söz
Yunus Emre |
|
|
|
|
Kuşluk vakti avluya çıkan iki adamdan yaşlıca olanı,
elindeki değneği havaya savurur. Değnek havada bir iki
döndükten sonra kaybolur. Yaşlı adam yanındakine buyurur:
Git, bu değneği bul ve orada öl, der. Yunus yıllar yılı o
değneği arar, bulur ve orada ölür.
Bunu İsveç’te
anlatırsanız kimse size inanmaz. Başkaları inanmasa da biz
inanırız. Bizim gönül pınarlarımız hep Yunus’a akar.
Mevlana’da dem bulur.
İnsanlığın etik değerlerini aşıp, bizim moral (ahlak)
değerlerimizi aşındırmayı kendisinde bir hak olarak gören
İKEA; geldiği toprakların hoşgörü, erdem ve dürüstlüğün
pınarı olduğunu da bilmesi gerekirdi. Kurumsallık sadece
kaliteli ürünü, ucuza vermek değildir.
İKEA, bu reklamla sadece hedef kitlesinin değil, bir
toplumun duygusal eşiğini de aşmıştır. Farklı olmak adına
reklam, bir toplumun değerlerini örseleme hakkını hiçbir
markaya vermez. Bu değer aşma, aşındırma sınırlarına
yaklaşmıştır. Verilmek istenen mesaj ucuzluk değil, yanlış
hesap olduğunu düşünüyorsanız, hemen oradan kaçındır.
Markalar açısından kurumsal kimlik, masada konuşulan, teorik
olarak tartışılan bir olgu olmadığı, uygulamada ne tür
kazalara neden olacağına artık iyi bir örnektir İKEA.
Birinci makalemde de söylediğim gibi bu aslında bütün
firmalar içinde geçerlidir: Slogan sorunu yaşıyorsanız
Yunus’a yürüyün.
Çıktım erik dalına
Anda yedim üzümü
Bostan ıssı kakıyıp
Der ne yersin kozumu
Ey koca Yunus, kim derdi ki şu sibernetik çağda bir markaya
da akıl vereceğini. |
|
|
Kemal Çifçi
Reklam Danışmanı
14 Mart 2007 - Ankara |
|
©
Metinler İzin Alınmadan Kullanılamaz. |
|