|
Bir yerde olmanın, bir
yerde yeşermenin, kök salmanın çiçekler kadar insanlar
içinde zor olduğunu biliyoruz. Bu duruma karşılık gelen
kavram ise sanırım iklim olsa gerek. Aynı iklimde yetişen
çiçeklerin bile birbirlerini kıskandıracak farklılıkları,
insan yaşamının çizgilerine denk gelmesi, bizi yaşama
bağlayan temel bağdır. Geniş ve büyük iklimlerin çiçekleri
kimseyi heyecanlandırmaz. Onlar istediğimiz zaman
ulaşacağımız uzaklıkta bulunmaları, bizleri onlara
yakınlaştırmaz. Ender ve farklı olana ilgimiz, bizi onların
topraklarına çektikçe elde edeceklerimiz bizi bütün her
şeyden önemli kılacaktır. Girdiğimiz bahçenin çiçeklerinden
çok, bahçeye girişimizde önemlidir. Çiti kırarak, yararak
onlara olan sevgimizi göstermemiz bizi ne erdemli ne de ulu
yapar. Uzaktan bakmalarımız; iç geçirmelerimiz de, onları
bize yakınlaştırmaz. Bütün bunları da bilerek başka
çiçeklere, bahçelere, çitlere yürümek insanın en zorlu
yolculuğudur hayatta.
Yaşamını bir markanın geleceğine adayan bunu yaparken de
kendi bahçesinin güzelliklerini herkese açan bir adamın
öyküsüdür Vakko’nun geçmişi. Vitali Hakko 11 Aralık 2007
yılında öldüğünde geriye sadece bir marka bırakmadı. İnsan
doğasıyla marka doğasının ne kadar iç içe olduğunu da
bizlere gösterdi. Markanın bir ruhu olduğunu ve olması
gerektiğini yaşamının tüm dönemlerine yayan; bununda bir
istemden öte bir şey olduğunu tüm yapıp-etmelerinin temel
belirleyici olması, onu farklı kılan şeydir. Marka yaratmak
üzerine söylenen onca şeye karşın, geliştirilen onca yönteme
ve reklamcılığın ve iletişimin onca çeşitliliğine rağmen
neden bazı adamların ve markaların başarı kazanıyor sorusuna
verilecek en büyük cevap; istemin şiddeti olsa gerek. Onu
istemek ile yapmak arasındaki zorlu ve yıkıcı köprüyü nasıl
geçtiğimiz başarımızın oranını belirliyor hayatta. Olayları
ve olguları doğru algılamak ve ona uygun eylemek için
ihtiyacımız olan yaşam felsefesi, yaşamın felsefesidir. Bu
konuda Vitali Hakko’nun söylediklerinden öğreneceğimiz çok
şey var; "Ben resim yapamam. Beste yapamam. Şiir yazamam.
Ama, insanlara renklerle, desenlerle ortaya koyacağım ve
onları mutlu kılacağına inandığım bir eşarp, bir kravat, bir
giysi seçip, onu gerçekleştirebilirim. Güzel sözlerle
onların gönlünü alabilir, mutlu anlar yaşatabilirim. Biz
eskiler bunları, gençlere anlatmakta güçlük çekeriz. Onlar
da anlamakta güçlük çekerler. Bana çevremdeki gençler, oğlum
dahil, sık sık, "devir değişiyor " derler. Haklıdırlar. Ne
var ki, devir ilk defa değişmiyor. Ben hayatım boyunca, bu
devir denen şeyin birçok defa değiştiğini gördüm. Ama
ağaçlar, çiçekler, kuşlar, kelebekler değişmiyor. Güzelliğin
biçimi değişiyor olabilir, ama özü değişmiyor..." İnsan
doğasının değişmezliğini markasının ontolojisi yapan bir
markanın geleceğe taşınabilirliğini söylemek için kahin
olmaya gerek yoktur.
Vakko Türk modasının endemik çiçeğidir. Aynı iklimde
yetişmek, aynı yağmurda ıslanmak, buralarda yetişip,
serpilmek hiçbir şeyi farklı kılmıyor. Kendine toprağını
kazmak, kendi baharını yaratmak uzun bir yol ve bitmez
tükenmez bir sabır gerektiriyor ki; bunu karşılayan kelime
olsa olsa beklemektir. Beklemek, durmak değildir. Beklemek
ısrar etmek, direnmektir tüm olup bitenlere ve biteceklere.
Vakko, bizde giyinme ile örtünme arasındaki büyük anlatılmaz
uçurumun ideal adıdır. Vakko’nun marka değeri tüketici
algısında, ona sahip olmayanların bile onun nasıl bir şey
olduğunu bilmeleridir. Onu satın almakla, başka şeyleri de
satın aldığını bilmenin mutluluğu markanın bir işaretten
daha fazla bir şey olduğunu kanıtlar ki; bu da bize markalı
yaşamın katı gerçeğini hatırlatır. Markaların insanın
sosyalleşme sürecindeki sınıfsal ayrımını düzleştirici
etkisini tartışmak sosyolojik olarak erken olsa da; şucu’lar
ile bucu’ların birbirlerine bakışlarındaki yerleşiklik
küreselleşmenin getirdiği yeni sınıfsal ayrımların
habercisidir. Bu bağlamda Vakko segmentindeki tüm diğer
markaların tırmanamayacağı bir zirveyi temsil eder ki; bu
gücünü doğru konumlandırmada ve uzun geçmişindeki
yapıp-etmelerinde aramak gerekir. Bu geçmişindeki kural
koyucu tavrını, her zaman Türk hazır giyim sektörüne
hissettirmiştir.
Bütün gelişimi boyunca Vakko ‘birörneklilik’
oluşturmuştur. Bu bile başlı başına tartışma ve araştırma
konusu olmayı hak ediyor. ‘birörneklilik’ ideal bir
durumu, varılması gereken son noktayı tanımlar ki; toplumsal
yapıların dönüşüm sürecinde onun varolması, yapıların
birbirini etkileşiminde kaçınılmaz rol oynar. Vakko’nun Türk
marka tarihi açısında ‘birörnekliliği’ni fiyat-değer
ekseninde açıklamak mümkün değildir. Çünkü Vakko’nun hangi
dönemine bakılırsa bakılsın temelinde yatan kavram
“valufacture”
(değer üretici)
değer üretimidir. Bu da bize birçok yanlış
bilmelerimizin açığa çıkmasını sağlıyor. Pazar etkinlikleri
açısından ilk olmak, ilk üretmek, ilk fark yaratmanın bir
önemi olmadığını gösteriyor. Vakko gücünü İnsanbiçimci (antropomorfik)
anlamada nasıl “çalıştığını”, nasıl “düşündüğünü”, nasıl
hissettiğini” bilmemizden kaynaklanmıyor. Vakko sunumlarının
sektörel ve tüketici açısından ilgiyle beklenmesinin,
izlenmesindeki neden budur. Zihinsel olarak soracağımız bir
sonraki soru ise, bu markanın neye “inandığı” olacaktır ki;
buda bize güven, kalite, zarafet gibi zihinsel bekçilerimize
gönderme yapacaktır. Zihin bekçileri olmayanların marka
olamayacağını bu tür ‘marka’ların dönemsel
çıkışlarından sonra, nasıl mezar taşlarını kendi elleriyle
süslediklerini tarihin her döneminde görmek mümkündür.
“Moda Vakko’dur” bir sloganın ötesinde markası için
konumlandırma kültüdür. Tüketici algısına çekilen bu
sarsılmaz duvar, segmentinde olan veya girecek olan markalar
bu katı algıyı göz ardı edemiyor, edemeyecektir. Slogandaki
ataerkil sesin kültür kodlarıyla olan ilişkisine
bakıldığında ortaya çıkan buyurgan, erkeksi ton güven ve
baba imgesine gönderme yapmaktadır.
Tarihsel Arka Plan:Vakko’nun
marka öyküsü 1934 yılında Şen Şapka ile başlar. 1938 yılında
Vakko adını alır. Amaç kaliteli Türk ipeğini işleyerek moda
eşarplar üretmektir. Tüketiciyi anlamak ve müşteri
memnuniyeti kavramını Türk tüketim kültürüne yerleştirmenin
adımları o yıllarda görülür. 1955 yılına kadar pazardaki
öncü rolünü sağlamlaştırır. “Moda Vakko’dur” sloganıyla
hazır giyim sektöründe yeniden yapılanır ve özel
kreasyonları ile Türkiye’nin ilk defilesini düzenler. 1962
yılında perakendecilik yapmak için Türkiye’nin ilk büyük
mağazasını Beyoğlu’nda açar. Bu girişim tüketim tarihimizde
de bir çok ilkin yaşanmasına neden olur. “Pazarlıksız
satış”, “indirim günleri”, “satılan ürünün iadesi veya
değiştirilmesi” gibi olgular piyasa ve tüketici
davranışlarında değişime neden olmuştur. 70’li yıllar
boyunca mağaza ağını genişletme çabaları içinde olan Vakko
hızla kentleşen Türkiye için ulaşılabilirlik ve marka
değerini yükseltme çabası içinde olmuştur. 1981 yılında
Atatürk’ün 100. doğum yıldönümü şerefine önemli başkentlerde
moda ve sanat günleri düzenler. 1982 yılında alt markası
Vakkorama genç tüketici segmentlerine hizmet vermek için
kurulur. 1988 yılında bugün hala kullanılan logo daha çağdaş
çizgilere taşınmak için yeniden tasarlanır. 90’lı yıllar
boyunca hızla büyüyen Vakko, ürün çeşitlemesine de girerek
borsada işlem görmeye başlar. 2000’li yıllara gelindiğinde
artık bir dünya markası olarak farklı etkinlikler ve
sorumluluk alan Vakko vardır karşımızda. Vakko Golf Kupası,
yurtdışına açılan butikler, Vakko Sailling Cup, bunların
sadece bir kaçıdır.
Konumlandırma:
Markalar açısından tüketicinin zihinsel gündeminde nerede ve
hangi kategoride olduğumuz ölümcüldür. Sizi nerede
tuttukları, yükledikleri “değer” ile pazarda var olursunuz.
Zihinsel segmentasyon markaların geleceği ve tüketicinin
akıl sağlığı açısından önemlidir. Konumlandırma günümüzde
fiyat-kalite ekseninden çıkmıştır. Bu açıdan Vakko’nun
kendisini segmentinde üste konumlandırması ve bütün
dönemlerinde de bunda ısrar etmesi bir öngörülülüktür. Vakko
Gömlek aldığınızda başka şeylerde satın aldığınız duygusunu
her zaman tüketicisine hissettirmesi onun konumlandırmada ne
kadar yetkin olduğunun da göstergesidir. Aynı ürün, aynı
kalitede ya da daha iyi bir kalitede olması onun konumunu
hiçbir zaman etkilememiştir. Piyasa oyuncuları nereyi
hedeflerse hedeflesin hep onun altında kalmaya mahkum
olmuşlardır. Pazara ilk veya son girmesi bu gerçeği
değiştirmemiştir. Pazarda ilk olmak her marka için büyük bir
avantajdır başlangıç aşamasında. Ama bu avantaj beraberinde
birçok tehlikeyi de içinde barındırır. Değişimin yıkıcı gücü
ile tüketicinin zamansal algısı birleşince burada rasyonel
bir varlık ortaya çıkar ki onun yönelimlerini okuyanlar
ancak varlık gösterebilirler. Konumlandırma tüketicinin
zihinsel basamaklarını şekillendirmeyi de içinde barındıran
bir süreçtir. Hızlı sosyal ve politik değişimlerin olduğu
bizim gibi ülkelerde dönemleri aşan markalar bulmak çok
zordur. Vakko, kuruluşundan günümüze kadar zihinsel
konumlandırmasını onun tamda istediği çizgide sürdüren ender
Türk markalarından birisidir. Konumlandırma bir yönüyle
markanın gelecekte olması gereken durumu tanımlar ki; oraya
ulaşmak için yapılan tüm etkinliklerin ruhunu taşıması
beklenir. Markalar açısından bu ruhun tüm üretim ve
pazarlama etkinliklerine yayılması beklenir ki; amaçlanan
“değerlilik” onu sarıp sarmalasın. Vakko örneğinde görüldüğü
gibi sadece pazar ihtiyaçlarını görüp, buna uygun eylemek
başarı için yeterli değildir. Öyle olsa daha güçlü sermaye
yapıları herhangi bir pazarda istediği markayı yaratır.
Bunun böyle olmadığını markalar mezarlığından anlamak
mümkün. Bir markayı sadece bir isimden ibaret görenlerin
hüsranla sonlanan trajedilerini biliyoruz. 1938 yılında
Vitali Hakko Şen Şapka’nın adını Vitali’nin “V “ si ile
soyadından “akko” yu alarak Vakko olarak değiştirmesi Vakko
için bir dönüm noktasıdır. Böyle bir marka ismi döneminde de
şimdide konumlandırma açısından önemlidir. Cins isimlerden
marka yaratılamayacağını, dilin canlı ve değişken doğası
gereği zamana direnç gösterecek daha soyut, belki biraz
yerel ama kesinlikle evrensel sözcelemeye uygun marka ismi
bulmak sanırım her faniye nasip olmaz. Batılaşmak isteyen
bunu kuruluşunun temeli yapan bir toplumda batı fonetiğine
uygun bir marka ismi bulmak döneminde de şimdi de çok
önemlidir. Söylenişindeki farklılık, tüm segmentinde
ayrıştırıcı bir özelliği vardır Vakko’nun.
|
|
Satış Stratejisi:
Markalar açısından en önemli kavram güvendir. Tüketici marka
değeri ile üretim değeri arasındaki fark güven ile birlikte
satın alır. Bu satın alma farkı kabul edilebilir bir
seviyede ise ödenen fiyat marka açısından katma değer,
tüketici açısında ise marka değerliliğine karşılık gelir.
Türk tüketim tarihine ilk indirimli günler olgusunu getiren
Vakko, bu tutarlı duruşunu günümüze kadar getirebilen ender
markalardandır. Sezon sonu ve başı kavramlarının tüketici
zihninde yozlaştığı günümüzde, bu duruşu korumanın ne kadar
önemli olduğu ortadadır. Batı tüketim kalıplarının, çevre
ülkelerdeki baskısının son noktaya ulaştığı günümüzde
pazarlama ve reklam açısından yönetilebilir tek alan burası
kalmıştır. Aşırı segmentasyon satış açısından katlanılmaz
boyutlara ulaşmıştır. Bir duvar çivisinin bile yüzlerce
çeşidinin olduğu bir pazarda, marka algısının ne kadar
önemli olduğu ortadadır. Her zaman aynı kaliteyi ve hizmet
zincirini almaya odaklanmış günümüz tüketicisinin güven
algısını yönetmek tutarlı ve değişmez ilkelere sahip olmayı
gerektirir ki; Vakko’nun arkasındaki gizli gücün bu olduğunu
söylemek mümkündür. Satış zincirindeki herhangi bir
kırılmanın bile kurumsal kültürüne aykırı olduğunu bile
bilen Vakko tüketicisi bu anlamda marka algısının da bir
anlamda koruyuculuğunu yapmaktadır. Sezon indirimlerinin
anlamsızlaştığı türk pazarında Vakko tutarlılığıyla pazarda
‘birörneklilik’ sergilemektedir.
Son olarak Vakko markasına bakıldığında iki temel unsuru çok
net görmek mümkündür; marka algısındaki değişmezlik ve
kurumsal bütünlük. Gelecek on yılda Türkiye markalarını
bekleyen en büyük tehlike, markaların görece değer yitirdiği
pazar yapısına doğru evrilecek olmasıdır. Bu evrimsel
süreçte geçmişte olduğu gibi Vakko yine yoluna devam
edecektir. Vitali Hakko’nun ektiği tohumlar her bahar
kendine yeşerecek bahçeler bulacaktır. Onun müşteriyi
algılamadaki değerliliği, güzelliği yorumlamadaki ontolojik
tutumu, çağının kadın ve erkeğini her zaman o kapıdan
girmeye davet edecektir. |