|
|
Ne
zaman “ol” dedi, oldu, o zaman bir oldu; bir olanı
diğerleri izledi çaresiz. |
|
|
Bir olma, birlikte olma isteğimizden kaynaklanır.
Geçmişin arka yüzüne sarktığımızda her şey Tanrı’nın ol
demesiyle oldu. Birlikte olma isteğimiz, birinci olmak
içinde ikiyi ve hatta üçü bulmamız zorunluluğunu
doğurmuştur. Sayıların tarihi bunun aksini söylese de;
geçmişin şimdiki zamanı, şimdinin şimdiki zamanı ve
geleceğin şimdiki zamanı bizi hep bir olana, birinci
olana yöneltmiştir.
Olmaz ise;
İki birin ardılı değildir, mirasçısı hiç değil. İki
çaresizin kapısıdır. Yenilenler, yenik düşüp de
yenilgiyi kabul etmeyenlerin sığınağıdır iki. Bir’den
sıra gelirse iki olur. (cebirsel olarak bile 1 ile 2
arasında sonsuz sayı olduğunu biliyoruz artık.) Bir’in
yapacakları bitmemişken ikinin ortaya çıkıp
böbürlenmesi, ortalıklarda dolanması hem bize hem de
Bir’e ayıp olur. İstemeyiz böylesini.
başka türlü de olur.
Sayılar insan zamanına, doğanın zamanı yetmediğinde
ortaya çıkmışlardır. Yetmediğinde üretmek insana özgü
bir edimdir. Bir’den başlayıp sonsuza yürümek
insanoğlunun trajik yazgısıdır. |
|
Bir, karşındakidir.
İki olarak ne kadar
yaşarsan o kadarsın. |
|
|
Sayılar geleceği değil geçmişi düzenler; “Bir” onun
içindir ki öncesiz ve sonsuz gibi tam ortada durur. Daha
dün sayı olan Sıfır’ın hükümsüzlüğü de buradandır.
Sıfır’dan ne bağ ne de bağban çıkar. Yunanlı
Batlamyos’dan bu yana sıfır elden ele dolaşırken;
Özbekli Muhammet ibni Musa onu hesaba katıyor. Ama dile
düştükten sonra kurtuluşun yok. Bundandır “elde var
sıfır!” dememiz. Birileri size bir diyorsa ona sakın
iki’den ikilikten bahsetmeyin. Bu sizin hem gücünüzü hem
de karşınızdakinin heyecanını zayıflatır. Ne olursa
olsun aranıza ikilik sokmayın. Ona bir şey söylemeniz
gerekiyorsa da sizde “sıfırsınız!” deyin. Bu onu
küçültmez aksine onu yüceltir. Sıfır olmadan hiçbir
şeyin olamayacağını, sıfırın her zaman yanındakini
büyüttüğünü söyleyin. Boş hayallere, maceralara
katılmadan da var olunabileceğini, öyle de
büyüyebileceğini anlatın. Geçmişinizden bahsedin, elde
avuçta olmadan yola çıkmalarınızdan, itilip
kakılmalarınızdan bahsedin. Orada durmanın da bir yaşam
biçimi olduğunu böyle bir tercihin hem kurumsal kimlik
açısından hem de markalama açısından önemli bir durak,
süreç olduğunu anlatın. Kelimelerin arasına birliğinizi
sıkıştırmadan.
|
|
Denge susmaktır,
susmak ise boyun eğmek. |
|
|
Konumlandırma sağlıklı bir doğumun ilk aşamasıdır
markalar açısından. Ekmeğin bile ürün olduğu günümüzde,
ölü markaların doğmaması kaçınılmazdır. Üretim artık
markaların normal yollarla olmaz ise, sezaryen ile o da
olmaz ise, tüple yapmanın yollarını zorlamaktadır.
Burada artık önemli olan doğurmaktır. Markaların
sağlıklı bir yaşam sürmesi değil. Konumlandırmada eğer
jenerik marka değilseniz hep onun altına konumlanın.
Fiyat ve kalite olarak ona hiçbir zaman ulaşamazsanız
bile uğrunda öleceğiniz en azından bir idealiniz olur.
Konumlandırma alegorik bir süreç değildir. Bundandır ki,
reklam ölçülebilir bir dizi süreci ve bilgiyi içerir.
Nedensellik ilkesi sosyalitenin neresinde ise
reklamcılık da buradadır ve kendine düşen payı alma
hakkına her zaman sahiptir.
Piyasaya konumlanırken eğer birinci olmayı gözünüz
kesmiyorsa altıncı olun. Çünkü antropolojik zihnimiz
buna daha uygundur. Tanrı evreni altı günde yaratmıştır.
Bu kozmogoninin hermeneutik yansıması algımızda maç
skoru beşten daha fazla yer etmektedir. Aziz
Augustinus’a göre yaradılışın altı günü, birlikte yol
aldığımız altı yüzyıl ve insan ömrünün altı evresi, onun
yedi sayısında tamamlanır. Ona göre zamanın ve sayıların
efendisi Tanrı’dır. Yedinci olamazsınız hiçbir zaman;
çünkü onu Tanrı’ya ayırmıştır Augustinus.
Bir, evreni sonsuzca kuşatan o kutsal ‘birolanın’ önemli
bir sembolüdür. Bir önce ben demektir, ben saf birey
demek değildir. Oluşun öncesizliğini yok eder bir. Bir
nedenselliğin başlangıcıdır. O olmadan olacak olana
geçit vermez.
İnsanoğlu önce 2 ile 1 toplayarak 3, 2 ile 2 toplayarak
4, 2 ile 3 toplayarak 5 buldular. Gözün dolaysız
algılama gücü dörtten fazlasını geçemezken, bu büyük bir
aşamadır insanlık tarihinde. Bu karmaşık süreci bilerek
kendinizi pazarda 5. olarak konumlandırırsanız başınıza
geleceklerden ne biz ne Bir nede Beş sorumlu olur.
Ondandır hepimizin birinci olmak için birbirimizin
üzerinden atlamamız. İkinciyi hatırlasak bile bu onun
bir başarısından değil, tamamen bizim acıma
duygumuzdandır. Markete girip aradığımız marka yok
ise;”neyse o olsun” derken ki acıma dolu ses tonumuz
bizi her alanda birinci olmaya iten güdülerimizin de ana
kaynağı olsa gerek. Beş bin kişilik maratonda ikincinin,
birinciyi sormasındaki ihanet ve beşinciyi geçerkenki
hırs ve acıma; bizi her zaman daha çok koşmaya
itmektedir. İnsan için geçmişte zor olan Sıfır’dan Bir’e
gitmek yüzyıllarını aldı. Şimdi ise matematik uzayları
arasında dolaşmak sorun bile değil. Zor olan markalar
açısından herhangi Bir olmaktır. Hiçbir marka kategorik
algımızı değiştirmeye ne gücü ne de parası yeter. Geriye
sihirli dokunuşlarla imajinasyon yaratmak kalıyor; her
kim nasıl yapacaksa.
Markanızı veya kendinizi konumlandırırken sizi Pitagoras
Kardeşliği adına selamlıyor, Euler çizgisinde buluşmaya
davet ediyorum.
|
|
Gereksiz bir not: Öklid Postulaları
1- İki noktadan bir doğru geçer.
2- Bir doğru parçası sınırsız uzatılabilir.
3- Bütün dik açılar bir birine eşittir.
4- Bir nokta ve bir uzunluk bir çember belirler.
5- Bir doğruya onun dışındaki bir noktadan sadece bir
paralel çizilir. (Buna bulaşmayın, tersini ispatlamak
için bile epey matematik bilmek gerekiyormuş.) |
| |
|
|
Kemal Çifçi
Reklam Danışmanı
Aralık
2006- Şubat 2007 |
|
©
Metinler İzin Alınmadan Kullanılamaz. |
|