REKLAM VE OTOMOBİL
-Bir otomobil aldığımızda başka neler satın alırız? |
|
|
Otomobil kişinin kendinden kaçmasıdır. |
|
|
Pazarlama iletişiminin en ölümcül kuralı: Ne sattığını
bilmezsen nasıl satacağını bilemezsindir. Burada ki "Ne"
ile "Nasıl" arasındaki boşluk ya da yakınlık sizi
pazara, satışa yakınlaştıracağı gibi uzaklaştırabilir
de. Ürünü/hizmeti tanımak, içselleştirmek bu noktada
ilgili olan herkesin temel sorunu olmakla birlikte; konu
otomobil olduğunda karşımıza başka sorunlar ve sorular
çıkmaktadır. Ürünün/hizmetin neliği ile nasıllığın bize
sunduğu pazarlama çeşitliliği, bizi pazarlama iletişimi
açısından konumlandırmaya götürse de, buradaki
sınırlamalar tek bir ürün ya da marka söz konusu
olduğunda önümüzde hiçbir zaman sonsuz seçenekler
yoktur. Otomobilin hem kültürel dizgesi hem de toplumsal
imgesi bulunduğu pazar kodlarıyla örtüşmediğinde
yapılan/yapılagelen reklam kampanyalarının
sürdürülebilirliğinden bahsetmek en azından bulunduğumuz
tarih kesitinde mümkün görünmemektedir. Satınalmanın
ihtiyaç kavramıyla bağının zayıfladığı/kesildiği
günümüzde bu söylenenler daha anlamlı hale gelmektedir.
Geçmişte ihtiyaç ürünü şekillendiriyordu. Günümüzde ise
ürün ihtiyacı
tasarlamakta/şekillendirmekte/yönetmektedir. Bugün
üründen çok imgesi satılmaktadır. Bu olgu insanlığın
gündelik tarihinde büyük bir kırılma noktasıdır. Sessiz
ve derinden gelen bu dalga büyük kırılmaların aksine
ılık bir su gibi yaşamın her alanına sessizce
yayılmaktadır. Bu zihinsel kuşatma, tüketici açısından
ihtiyaç artık simge pazarlamasına dönüşmüş durumdadır.
Bir otomobil satın aldığımızda başka neler satın alırız?
Sorusuna verilecek cevapların listesi dönemsel olarak
değişmiş olsa da; bu liste sürekli uzamaktadır. Otomobil
ile satın alınan güç ve statünün toplumsal algısı
dönemsel olarak değişmektedir. Bu olgu pazarlama
iletişimi açısından reklam kodlarının sürekli
değişmesini zorunlu kılmaktadır. Otomobil reklamlarında
kullanılan reklam dili (bu bir anlamda gündeliğinde
dilidir) ve diğer total kavramların diğer reklamların
dili tarafından sürekli aşındırılmaktadır. Bu etkiyi ve
"tehlikeyi" fark etmeyen otomobil markaları, başka
nedenlerden dolayı daha fazla reklam ve gösterim sıklığı
ile satış sorunlarını aşmaya çalışmaktadır. |
|
|
 |
İlk Otomobil Afişi (1888)
2750 Mark'a satışa sunulan Rheinische Gas-Motoren
Fabrik Benz&Co tarafından üretilen
otomobilin ilanı. İlanda her zaman çalışmaya
hazır ve kesinlikle tehlikesiz olan
arabanın; gaz, benzin ve nafta ile
çalışabileceği belirtilmektedir. |
|
|
|
|
Otomobil 1886 yılından bu
yana endüstri toplumunun bireysel devrimini temsil
etmekle kalmamış; hareketin ve ele geçirme uzamının
aracı olmuştur. Bu bağlamda hareket, özgürlük
sınırlarını çizmekle kalmıyor, çizilen alanda geri
dönüşleri de temsil ediyor. Otomobil nesne tarihinde
devlet ve gücü temsil eden ender objelerden biridir.
Tıpkı kılıcın o güne dek gücü simgeleştirmesi gibi
otomobilde devlet-otorite-iktidar ilişkilerinde başat
rol oynamıştır. Mercedes'in 1936 yıllarındaki
reklamlarında kendini 3. Reich İmparatorluğu'na (Hitler
Dönemi) eklemlemesi ve gücünü ondan alıyormuş gibi
konumlanması; hem nesne tarihi hem marka tarihi
açısından önemlidir. Lider tüm gücünü ondan alıyor veya
ona veriyor imgesi kitlelerin zihninde kodlanırken bu
güce ulaşma isteğinin şiddetini ilk fark eden ise Henry
Ford'dur. Fordizmin getirdiği bant üretimi bir yandan bu
özlemi dindirirken bir yandan da işçileri ve kitleleri
bu iktidara ortak yapmıştır. 1927 yılına kadar ürettiği
15 milyon T modeli ile ona sahip olan herkesi otomobilin
iktidarına taşırken; 45 yıl sonra kırılacak bir
rekorunda sahibi olmuştur Ford. Otomobil aşkı kitleleri
kasıp kavururken, kitlelerinde bir gün ona sahip olma
isteği hiç bir zaman dinmemiştir. Hafta sonu şehirden
iki saatlik kaçma düşü otomobil ile sahibi arasında
kırılmaz bağlar oluşturmuştur.
Otomobil insan için özgürlüğe giden en kısa yoldur.
Kişisel deneyimlerin sınırıdır otomobil süren açısından.
Otomobili ele geçirmek için verilen tüm savaşımların
kişiye verdiği haz, yokluk ile varlık arasındaki kısa
çizgide kaybolsa da, elde edilen sarhoşluk kişiye
yetmektedir. Bir günlük at koşumu yol delinip geçilerek
amacın kendisi olmaktan çıkmış, özgürlüğün sınırı
olmuştur. Otomobilin bugün geldiği noktayı insan-makine
ilişkisi temelinde değerlendirmek yanlış olur. O bir
taşıma aracıdır, yük aracı değildir. O tüm kültürel
kodların ötesinde, insan bedeninin teknik-mekanik
yansımasıdır. Doğadaki güçlü ve hızlı olanın hak
ettikleriyle otomobile sahip olanlar arasında bir ilişki
vardır. Bu dialektik ilişki onun toplumsal
algılamalarıyla da özdeşlik kurmaktadır. Amerikan
otomobillerindeki güçlü motor, büyük karoser ve abartı
ile Japon otomobillerindeki çekingen ve uyumlu ruh hali
kültürün üretime ve tasarıma yansımasıdır. Otomobil aynı
zamanda sosyal tabakalaşmanın düzenleyicisidir. Kişiye
özel üretilen otomobilden tutunda, orta sınıflar için
üretilen tüm otomobillere kadar, kimin neye, ne zaman,
nasıl ona sahip olacağı belirlenmiştir. Bu sıralama o
kadar kesindir ki; otomobil bu yüzden sonradan görmeleri
üstünden atar. İçselleşmemiş bir hak edişi bir
otomobilde deneme şansınız yoktur. Gerektiğinde bizi
alıp götürür varacağımız yere ama sonra geri döner ait
olduğu yere. Dünyadaki trafik kazalarının temel
nedenlerinden biri de budur. |
|
|
 |
|
Walter Miller tarafından güç ön plana
çıkartılarak stilize edilen Mercedes'in
Kompressor modeli için yapılan reklam afişi,
(1945) |
|
|
|
|
Otomobilde hız zihinlerin birbirine değmesi
gibidir. |
|
|
Bir otomobile sahip olmanın ekonomik olduğu kadar
toplumsal kuralları, sosyal koşulları ve kültürel
kalıpları vardır. Bir otomobile sahip olduğumuzda başka
şeylere de sahip oluruz. Sahip olmanın pratiğinde
toplumsal istem, estetik imgelem ve popüler kültür
kodlarının yanında dönemin tasarım algısı da önemlidir.
Sahip otomobille yola, trafiğe çıktığında hem nesne hem
de diğer paydaşlarla iletişim içindedir. Burada baskın
olan artık hız, yetenek hem kendisinin hem de
makinesininkidir. Bu bağlamda otomobil makine değildir.
Kolunun, bedeninin bir uzvudur süren açısından. Motordan
gelen ses kalp atışlarıyla birleşip krank miline geçer.
Otomobilin zihnimizde ve garajımızda bu kadar önemli yer
etmesinin temel nedenlerinden biride; ona sahip olan
cinsler ve sınıflar arasındaki gittikçe derinleşen
ayrışmadan bağımsız olarak, onun ne'liğini niteleyen
özelliklere ve kılgılara bakmak gerekir. Sorulması
gereken; otomobil, maddi kültür nesnesi olarak ona bu
özgüllüğü veren post-modernleşen toplumlarda onun
konumunu ve imgelem yüklerini olanaklı kılan nedir?
sorusudur. |
|
|
Otomobilin hızı bizim zamanımızla
kesiştiğinde ondan keyif alırız. |
|
|
|
|
Otomobil reklamlarındaki
gizli ya da açık ileti hız ve özgürlük ilişkisidir.
Otomobil hiçbir şeye bağımlı değildir. Diğer ulaşım
araçlarıyla kıyaslandığında kişisel, bağımsız ve
özgüldür. Otomobil kapitalisttir, tren ise sosyalisttir.
Trende farklı kompartımanda olsanız bile herkes eşittir
ve herkes aynı yere aynı zaman ve hızda ulaşır. Onda
kendinizi gösterme şansınız yoktur. Oysa otomobilde tam
tersinedir. Nereye, ne zaman ve hangi hızda gideceğinize
siz ve otomobiliniz karar verir. Geçen yüzyıl boyunca
otomobile saldırı özgürlüğe saldırmakla eş değerde
tutulmuştur. Modernleşme insan-makine ekseninde
gelişirken, otomobil bu gelişmenin odağındadır. Yüzyılın
akışı içerisinde kentsel mimari ona göre şekillenmiştir.
Birbirini kesen ana yollar önüne çıkan doğal engeller
köprülerle aşılmaktadır. Bu bağlanma biçimi
kentsoyluları biçimlendirdiği gibi, ona eklemlenen ve
eklemlenmek isteyen yığınlarında düşlerini süsler. Bu
düş yaşamlarının hedefi ve odağını oluşturmuştur.
1950'li yılardan sonra artan kitle modernizasyonu ile
birlikte otomobil kent uzamı içinde büyük önem
kazanmıştır. Kent caddelerine doluşan otomobil için yeni
mimarlık biçimleri, onun korunması ve park edebilmesi
için özel çözümler üretmek zorunda kalınmıştır. Müstakil
evler için garajlar, kent merkezi için çok katlı
otoparklar yapılmak zorunluluğu doğmuştur. Tren
istasyonlarının olduğu bölgeler ekonomik olarak
sönerken, otoyolların kenarları canlanmıştır. Otomobile
hizmet etmek için başlı başına sektörler de oluşmuştur.
Oto servis, oto yıkama, oto alım-satımı, oto tamir, oto
yedek parça, oto kuaför, oto elektroniği, otomobil spor
kursları ilk akla gelenlerdir. Bütün bu etkinlik
alanları onun bir taşıma aracı olarak demokratik yönüne
vurgu yapmaktadır. Otomasyondaki hızlı gelişim otomobil
endüstrisini etkileyen en önemli faktördür. Düşen
fiyatlar orta sınıfların aşırı hevesi onu her yerde
görünür kılmıştır. Otomobille kent ve kırsalın ayrımı
ortadan kalkmıştır. Onunla taşınan endüstriyel kitle
kültürü nesneleri o zamana dek korunan kırsalı ele
geçirmiştir. |
|
|
 |
|
Fiat'ın 'Balilla' adı verilen 508 modeli
için yapılan reklam afişi, (1935) Bu model
1962 yılına kadar üretilmiştir. |
|
|
|
|
Otomobilin bir kültür
nesnesine, bir külte dönüşmesinde reklam dilinin gücü
ilk günlerdeki gibi etkisini hala korumaktadır. Ünlü
göstergebilimci Roland Barthes'ın onu gotik katedrallere
benzetmesindeki mantık, otomobilin halk tarafından
kullanılmasa bile onu zihninde tüketiyor olmasıdır.
Gündelik hareket algımız ile hız algımız artık otomobil
ile belirleniyor. Barthes'ın 1955 yılında Citroen DS 19
modelinin tanıtımında kullanılan sözel ve görsel dilin
etkisi karşısında "çağın en büyük yaratımı" demesinin
nedeni budur. Otomobil kapının önüne bağlanılan bir at
olmaktan çok 20. yüzyılın meta yüceltilmesinin son
noktasıdır. Otomobil eşitler arasında eşit olmayı,
toplumsal sınıflar arasında farklı ve biricik olmayı
sağlamıştır. Günümüzün modern sonrası tartışmaları
içinde otomobil önemini azda olsa yitirse de; 20. yüzyıl
boyunca kitlelerin bilişsel ve simgesel ne tür
gereksinimlerine karşılık geldiğini iyi incelemek
gerekir. Otomobilin içindeki motor /makine modern'in
özgül bir zaman deneyimi anlatımına dönüştüğünü görmek
gerekir. Hız ve hareketin imgesi olan motor gündeliği
hızlandırmakla kalmamış, hız ve tüketim arasındaki
ilişkiyi de sağlamlaştırmıştır. Artık "iyi" olan "hızlı"
olandır. "Yavaş" olan tehlikeyi ve kötülüğü de içinde
barındırıyor demektir. Otomobile öykünme insan
adımlarını da etkilemiştir. Öyle ki geçen yüzyılın
başındaki bir insanın yürüme hızı ile bugünkü yürüme
hızı aynı değildir. 1909'da fütürist manifestoda
dünyanın harikalığı hızın güzelliği ile açıklanmaktadır.
Hızın tapınma nesnesi haline gelmesi, olası tüm ilerleme
söylemlerinin kuşatılması anlamına gelmektedir. Hız
isteğinin sonucu olarak ortaya çıkan otomobil, insan
gövdesinin olanaklarını çok aşan bir makine haline
gelmiştir. Bisikletin bile insana sağladığı devinim
özgürlüğünü kutsayan insanlık, otomobil ile uygarlığın
son noktasına ulaşmıştır. Bunu 1906 yılında "Allgemeinen
Automobil Zeitung" (Genel Otomobil Gazetesi) şöyle dile
getirir: "Otomobil, insana zaman ve uzam üzerinde
egemenlik kurduracak ve ileri doğru devinimin
hızlılığını sağlayacaktır." Böylece otomobil uzam ve
zaman üzerindeki egemenlik doğuran modern ileri
devinimin hızlılığının nesnesi olarak görülebilir.
Otomobil ile birlikte yaşamımıza giren liste bir dizi
algılamalar çeşitliliğini de ortaya çıkarmıştır. İlk
dönem otomobil reklamlarında temel söylem şöyle
şekillenmiştir; otomobilin at gibi yorulmayışı, yük
hayvanlarından bağımsızlaşma, dar alanda devingenlik,
otomobille her yere gidebilme, hız kontrolü,
yönetilebilirlik, dizginlenebilirlik, her an hazır olma
durumu, ortak ulaşımdan ayrı olarak özel mülkiyete
uygunluk sözel ve görsel dille sürekli ön planda
tutulmaya çalışılmıştır. |
|
|
 |
|
Zafer tanrıçası tarafından müjdelenen
Opel'in 'Tonneau' modelinin montaj yıldönümü
için tasarlanan reklam afişi, (1906) |
|
|
|
|
Otomobil reklamları
tarihinde sürekli kullanılan temel imgelem "al götür
beni istediğin yere" ise; aynı zamanda özgürlüğe tek
başına açılan çerçeve bir durumdur. Otomobil kendini
gerçekleştirmenin en kestirme yoludur. Bunun içindir ki
hızla geçilen uzun ve tehlikeli yolun sonunda, şirin bir
evin kapısında güzel bir eş ve biri erkek diğeri kız iki
çocuk bekler. Otomobilde ki adam kırklı yaşlardadır. Bu
sahnelerin tüm aykırı olasılıkları modern ve çağdaş
yaşamın tüm lanetini üzerine çekmek demektir ki hiçbir
otomobil markası bunu göze alamaz.Ne evde çocukları ile
bekleyen erkek ne de tüm bunlara yirmili yaşlarda sahip
olmuş bir erkek görünmez/gösterilemez reklamlarda. Kişi
otomobil yardımıyla bireyselliğini parçalı yaşar.
Ayarlanabilir zaman ritimleri onun sayesinde
gerçekleşir. Bu gerçeklemeler modern yaşama evrenine
ilişkin tasarımlarda önemli ve zorunlu değişimleri
gerekli kılmıştır. Özellikle 1925 yıllarından sonra
şehirler otomobile göre tasarlanmak zorunda kalmıştır.
Ortaya çıkan Fordist Kent çalışma, ikamet, alışveriş,
gezi ve dinlenme, spor, boş zaman ve eğlence alanlarını
birbirinden kesinkes ayırmıştır. Yaratılan bu kentte
otomobil, tüm bu yaşam alanlarını birleştiren, bireysel
özgürlüğü kentle ve sosyal statüyle uyum içine sokan
vazgeçilmez bir devinim nesnesidir. Bu bağlamda sosyolog
ve tarihçi Werner Sombart, çağdaş deneyimin en önemli
ayırt edici özelliğini şöyle tanımlar; 'bütün
devinimlilik, hummalı bir acelecilik, sinirli bir
telaşlılık'. Otomobil endüstrileşmenin ikinci basamağını
temsil etmesiyle de modernleşmede önemli bir aşamaya
denk gelmektedir. Endüstrileşmenin birinci basamağı olan
buharlı makineler, özellikle tekstil alanında kullanımı
ve malların pazarlara ulaşımını sağlayan buharlı
trenlerle endüstrileşmeyi hızlandırmakla kalmamış,
kentleri ve kent yaşamını da şekillendirmiştir. Bu
çerçevede tren, halkın %90'nın bir günlük yolculuklardan
uzağa gidemedikleri düşünüldüğünde uygarlık tarihi
açısından önemi daha da ortaya çıkmaktadır. 1850'lerin
ortalarından sonra demiryolu alt tabakalar için bile
modern devinimin perdesini açmıştır. Başlangıçta keyif
için olmasa bile yolculuk nedenleri çoğalmıştır. İlk
önceleri akraba ziyaretleri, düğün ve cenaze törenlerine
katılmak için çıkılan yolculuklar sonra bireysel zevkler
içinde yapılmaya başlanmıştır. Bu devingenlik modern
kültürel bir deneyime dönüşmüştür. Gündelik yaşamdaki bu
devinim beraberinde bir telaşı da üretmiştir. Dakikleşen
randevulaşmalar trafik engeliyle insanda bir sinirlilik
hali ortaya çıkarmıştır. Trafikte kalmak modern insanın
en büyük trajik durumu haline gelmiştir. Modern insan
kendi dışında gelişen her olaya aşırı tepki vermeyi,
gündelik yaşantısının bir parçası olarak görmeyi
içselleştirmiştir. Burada otomobil bunları aşan/aşması
gereken nesnedir. Otomobile yüklenen bu anlam onun
ilerlemenin bir simgesi olarak görülmesinden
kaynaklanmaktadır. Bir gösterge olarak otomobil, kısmen
donanımından kısmen de onun reklam ve fotoğrafla
üretilen çağdaş ilerleme söylenleri ile
birleştirilmesiyle nesneleşmiştir. Burada sürücü aynı
zamanda hem aktör hem de müşteridir. Toplumsal statü
edinme, otomobile sahip olmanın bir güç ve özgürlük
imgesi oluşu da söylenenlere dahildir. |
|
|
 |
|
Sterne Stevens tarafından Buick için yapılan
bir reklam afişi, (1924) |
|
|
|
|
Otomobilde reklamların ne
işe yaradığını sorguladığımızda, özünde reklamın
ne'liliğini de açıklayabiliriz. Kültür sosyolojisi
açısından tüketilenin gösterimi tüketene değer katar. En
sıradan süt markası bile, kreşte kategorik (sınıfsal)
bir sıralama yaratır. O yüzdendir ki reklam önemlidir
ama masum değildir. Değerli malların gösterimi söz
konusu olduğunda otomobil sahibine değer katar. Öyle ki,
1900'lerin başında arkaya takılan motor öne taşınmıştır.
Bu değişimin temelinde saray faytonlarına öykünme
vardır. Atların çektiği saray arabaları gibi, otomobilde
"beygir gücü"ne bağlı olarak kullanana güç ve seçkinlik
sağlamaktadır. Modanın döngüsel özü burada da
işlemiştir. Başlangıçta prestijli olan seri üretim
otomobiller, (daha az sorun çıkartıyorlardı) bu gücünü
günümüzde el işçiliği olanlara bırakmışlardır.
Ulaşılmaz, uzak olan, pahalı ve az bulunan her zaman
değerlidir kuralı burada da geçerlidir. Otomobil
tarihsel gelişimi boyunca, sınıfsal ayrımını her zaman
korumayı bilmiştir. İkinci dünya savaşı öncesi veya
sonrası (1950'ler kitle motorizasyonun başlangıcı
sayılır) kimin ne zaman ve nasıl bir otomobile
bineceğinin sınırı hep olmuştur. Dönemin tekniği ne
olursa olsun üst sınıflar için her zaman ayrı bir
segment hep var olmuştur. Reklamlarda buna bağlı olarak
kodlanmıştır. Güzel bir bayanın arkasında duran otomobil
kitleleri hep onun cazibesine çağırmıştır. At, avrat,
silahla kodlanan arkaik benlik, kadın ve otomobille
yoluna devam etmiştir. Tasarlanmış bir karoserin parlak
ve zarif çizgileri, radyatör kafesindeki krom, süs
çubukları, beyaz lastiklere kadar lüks biçimleri
sınıflararası ayırıcı imler olmuşlardır. Buna örnek
olarak tapınak cephelerinin klasik sütun motifini
Palladion'dan (otomobil markası) taklit ederek 1906'dan
beri kullanan Rolls-Royce verilebilir. Markaların yoğun
rekabeti sonucu oluşan otomotiv segmentasyonu en alttan
en üst sınıflara kadar tüm istekleri karşılayan otomobil
markası kendi içinde de bir istekler/elde edilebilirlik
hiyerarşisi oluşturmuştur. "Altına bir Mercedes çeken"
kimse kamusal alanına ve sosyal çevresine bir statü imi
koymaktadır. Kapıdaki otomobilin sosyal ilişkileri
belirleme gücünü otorite-güç ilişkisinde de görmek
mümkündür. Büyük, siyah, kurşun geçirmez otomobil aynı
zamanda devletin otoritesini ve ulaşılmazlığını temsil
eder. Bir koruma duvarı ve eskortlarla yol alan devlet
başkanlarının yanında asıl korunan o ortadaki büyük ve
siyah otomobildir. Farklı olmanın dayanılmaz gücü seri
üretime ve tek tipe rağmen, otomobil sahiplerini
kışkırtan bir durumdur. Otomobil plakasını yastığa
işleyip arka cama koymaktan tutunda kamyoncuların ve
gençlerin araçlarını çıkartmalarla süslemeleri hep bu
duygunun yansımasıdır. Bu simgesel sahiplenme, politik
tavrın gösterilmesine ve bir otomobil üst dilin
gelişmesine kadar varmıştır.
Otomobil reklamlarının temel semantiği olan özgürlük ve
hız, kişi özgürlüğünün temel belirteci olmuştur. Kişi
burada gaza basarak (yüklenerek) önüne çıkan yolda,
tercihini hep kendi belirler duygusu kişiyi otomobiline
daha da bağlamaktadır. Hız burada kitle trafiğinde
potansiyel saldırganlığın boşaltılmasıdır. Bunun
nedenini insan-makine ilişkisi dışında gündelik
ilişkilerinde aramak gerekse de, bu nedensellik
ilişkisini yok saymamak gerekir. Otomobil aracılığı ile
simgesel güç gösteriminin katmanlı biçimlerini trafik
uzamındaki eylemsellikte aramak gerekir. Havalı
kornalar, isteyerek gaza yüklenme, etkili biçimde hızlı
gitme, büyük araçların küçük araçlara tacizi hep güç
isteğinin gösterim biçimleri olmuştur. Burada otomobil
'istendik özgürlüğün' bir aracı bir motorudur. Çağdaş
insan bu anlamda trene bakanın dinginliğini geçip, kendi
yoluna (geleceğine) koşandır.
Nasıl? bir otomobil reklamı sorusuna verilebilecek en
iyi cevap ise: İnsan ve insan organları ile otomobilin
ilişkisini kuran/kurabilen reklamların bugün ve
gelecekte daha etkin sonuçlar alacaklarını yeniden
düşünüp, çıkan sonuçları değerlendirmemizden
geçmektedir. Sonuç olarak tüm bu dile getirilenlere
karşın biliyoruz ki bir otomobil satın aldığımızda tam
olarak ne satın aldığımızı bilmiyoruz.
|
|
Otomobil ve İktidar
Kör şair Homeros'tan, Leonardo da Vinci'ye Bacon'dan
aydınlanmacı filozoflara kadar tek başına hareket etmeyi
düşleyen insan; teknik ve matematiğin gelişmesiyle
birlikte 19. yüzyılda ancak bu düşüne ulaşabildi. At ve
seyis masraflarından kurtulmayı kendine pazarlama
stratejisi olarak seçen otomobil, hiç o kadar
reklamlarda söylendiği gibi "pratik" ve "ucuz" değildi.
Otomobil uzay yürüyüşlerine kadar iktidar için
otoritenin objesidir. Otomobil yapmak bir ulusu diğer
uluslardan ayırmanın, bilim ve teknolojinin geldiği son
noktayı temsil eder. Bu ilişkiyi Kdf-Wagen ile Devrim
Arabası ile örneklemek mümkündür. Birincisi Hitler
Almanya'sında kurulan Kdf (Kraft durch Freude güç ve
sevinç ile- ) DAF'ın (Deutschen Arbeitsfront) bir
organizasyonu olarak kuruldu. Amacı tatil ve yürüyüş
organize etmek olan örgüt "Volkswagen halk arabası-" her
"tasarrufçu"nun (buradaki tasarrufçu Alman Birliği'ne
inanmış "iyi" Alman) ulaşabileceği bir kazanım olarak
Nasyonal Sosyalist propagandanın bir amacı olarak
sunmuştur. Orta ve alt sınıfların gizli düşü otomobili
dikkate alan iktidar, motorize ulusal bir topluluk
ütopyası için çalışmaya başlamıştır. Kdf Wagen için "Führer"i
geleceğin yolunu açan kimse olarak konumlandıran bir
reklam kampanyası da başlatmıştır. 1938 yılında herkese
bir "Volkswagen" umuduyla 336.000 tasarrufçunun para
ödedikleri bir taksitli tasarruf sözleşmesi sunulmuştur.
Bu amaçla toplanan paralarla Wolfsburg'da kurulan
fabrika üretime başlayamadı. Yaklaşan savaş, önceliği
silahlanmaya ve askeri olan VW-Jip'lerin üretilmesini
gerektiriyordu. Kdf-Wagen ise gerçekleşecek olan 'nihai
zafer'den sonra nasıl olsa üretilecekti. Bütün bunlar
tabiî ki olmadı. Kitleler düşlerine 999 Mark'a sahip
olacakları otomobillerine büyük trajediler yaşadıktan
sonra yani 1960'larda ancak ulaşabileceklerdi. |
|
|
 |
|
Kdf-Wagen (Kraft durch Freunde) (31 Ağustos
1938) Volkswagen'in atasının halk
festivalinde sergilenmesi. Nasyonel
sosyalistlerin motorpolitiği olarak halka
999 marka satışı tasarlanmıştır. |
|
|
|
|
Aynı temellere ve
niyetlere dayanmasa da benzer bir girişimde Türkiye'de
olmuştur. Dönemin Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel'in emriyle
16 Haziran 1961 yılında ilk Türk otomobilinin üretilmesi
emri verilir. "Devrim" adı verilen otomobil Eskişehir'de
üretilerek, 4,5 ay gibi kısa sürede 29 Ekim Cumhuriyet
törenlerine yetiştirilmiştir. Yanlış bilgilendirmeden
kaynaklanan bir ihmalden dolayı otomobilin benzini
Anıtkabir yolunda bitince; Cemal Gürsel'in "Garp
kafasıyla araba yaptık, Şark kafasıyla benzin koymayı
unuttuk." söylemine konu olmuştur.
Genç cumhuriyet "Devrim" ile bilim ve teknolojinin son
noktası olan motor/otomobil ile varlığını tüm dünyaya
duyurmak istiyordu. "Devrim"e benzin konulmasının
unutulması hem onun hem de bir ulusun umutlarının sonu
olmuştur. |
|
|
 |
|
Devrim otomobili için tasarlanan reklam
afişi, (1961) |
|
|
|
 |
|
Devrim otomobili, (1961) |
|
|
|
|
Otomobil 20. yüzyıl boyunca kitlelerin düşlerini
süslerken; onlarla direkt ve güçlü bir bağ kurmak
isteyen iktidarlarında en dolayımsız aracı olmuştur. Tüm
yüzyıl boyunca tek hedef çekirdek orta sınıf ailenin
ayağını yerden kesmektir. Onun içindir ki tren
sosyalisttir, sevmez herkes treni. Onun içindir ki dört
kişilik çekirdek aile mutlaka kırlara gitmeliydi.
İktidarı sürdürmenin en kestirme yolu buydu. Onun
içindir ki Süleyman Demirel 1987 seçimlerini bir ev ve
bir otomobil vaadiyle kazanmıştır. İkinci dünya savaşı
sonrasında fabrikaların gündelik üretime dönmesiyle
birlikte bu hedef kısmen başarılmıştır. Yapılan satış
kampanyaları ve reklamların etkisiyle kitle
motorizasyonu büyük toplumsal ve kültürel değişimdir.
Batı Avrupa'da 1962'de 100 evden 27'sinde, 1969'da
44'ünde ve 1973'te 55'inde otomobil vardır.
Devrim Fotolar:http://www.devrimotomobil.com |
|
|
|
|
Kemal Çifçi
Reklam Danışmanı
Temmuz
2009 -Ankara |
|
©
Metinler İzin Alınmadan Kullanılamaz. |
|