|
NASRETTİN HOCA VE PAZARLAMA İLETİŞİMİ
|
|
|
|
|
Doğu’nun aklı humor’unda gizlidir. |
|
|
|
|
İnsan olarak cevabını hep arayacağımız sorularla yaşarız. Bu
trajik duruma ister felsefeyle, edebiyatla ya da bilimle
cevap verelim; nesillerimize aktarabildiğimiz tek şey bu.
Başımız sıkıştığında gittiğimiz bilim düzeltilmiş bilgiler
dizgesinden başka nedir ki? Neyim? ne yapabilirim? sorusu
peşimizi bırakacak gibi görünmüyor. Gerçekliği çözümlerken
ki elimizdeki dizgeler, trajik olanın peşinde sürüklenmiştir
bugüne dek. Trajik olan reeldir, her realite her gerçeklik
gibi çözüm bekler. Burada zamanın ve ürettiklerimizin yarışı
söz konusudur. Gülmecede (humor) durum öylemi? Hayır gülmek
trajik olanın yadsınmasıdır. Gülmece en insani tarafımızdır.
İnsan doğasına en yakın durum gülmecedir; çünkü bu içsel ve
bir yönüyle fizyolojik süreç, trajik gibi teknik anlamda
“yapma” bir durum değildir. Komik-olan’nın yaşamın neresinde
durması gerektiği sorunu insanlık tarihi kadar eskidir.
Tragedya ve komedyanın arkaik temellerine baktığımızda ise;
kökeninde Anadolu, Trakya ve Grek kültürünün bulunduğu
Dionysos kült anlayışını görüyoruz. Topraktaki kötüleri
temsil eden Titanlar tarafından yok edilen ve sonra yeniden
canlanarak doğduğuna inanılan Dionysos’un yaşadığı bu
dramatik durumu için insanlar belli dönemlerde tarla ve
orman yaratıkları (özellikle keçi) kılığına girerek geceleri
yüksek yerlere çıkıp müzikli, gürültülü geçit törenleri
yaparlar bu törenlerde bol bol şarap içer danslar ederler.
Bu şölenlere Grek dilinde tragos (keçi) aoide (şarkı)
kelimelerinin birleşimi olan Tragedya denilmektedir.
Dionysos adına üzümün bağ bozumu döneminde yapılan Komos adı
verilen geçit ve törenlerinden doğduğuna inanılan Komedya da
inanç amaçlı yapılıyor olmalıydı ki tiyatrolarda gerek
Komedya gerek Tragedya seyretmeye gelenlerin kendilerini
inanç törenlerine katılmış kabul ettiklerinden törendeki
oyuncuların Dionysos kültüyle ilgili maskları giydikleri
bilinmektedir. Bu tür bir kült anlayışı farklı zamanlarda
farklı kültürlerde her zaman karşımıza çıkmaktadır. İnançla
ilintilenen komedyanın tarihsel süreç içinde inançla ve
inatla hayattan parça parça kopartılmak istenmesi ayrı bir
trajik durum olsa gerek. Böylece tüm felsefi akımlarda
gülmece çoğunlukla görmezden gelinmiş, yok sayılmış ya da
geçiştirilmiştir. Bu durum bazen de bir mite dönüşmüştür.
Aristotales poetikasında girişte birinci bölümün tragedya
ikinci bölümün ise komedya olacağını belirtir. Oysa şimdi
sadece tragedya bölümü elimizde var. Komedyanın yazılıp
yazılmadığı tartışması günümüze kadar sürer. Ortaçağ
Hıristiyanlığında gülmek yasaklanmıştır kilisece. Gülmek
kilise babalarına göre tanrının tartışılmaz krallığına
başkaldırmaktır. Tüm ortaçağ tarihi boyunca Hıristiyan
epistemesini belirleyen önemli bir noktada budur. Ortaçağda
batıda bunlar olurken bu topraklarda bir adam eşeğe ters
binmiş dolanmaktadır. Bu adamın adı Nasuriddin
Hâce’dir.
Komik-olan Trajik-olan’a göre göre daha evrenseldir.
Trajik-olan görece daha yereldir. Gülmenin birde fizyolojik
etkisi düşünüldüğünde acıyı yaşamanın kültürel kodları daha
karmaşıktır. Acının algılanışının sosyolojik derinliği
üstüne yeterince bilgiye sahibiz. Gülmece insana daha yakın
bir oluştur. Bunu Nasrettin Hoca’nın etkilediği coğrafi
büyüklük ve çağlar üstü olmasından çıkartabiliriz. Hoca’nın
kendisinden 100-400 yıl sonra yaşamış kişilerle birlikte
anılması bu savı destekler niteliktedir. Sivrihisar’ın Hortu
köyünde doğan ve Akşehir’de ölen Hoca’ya Uygurlar Nesirdin
Efendi, Azeriler Molla Nesreddin, Özbekler Nasriddin Afandi,
Tacikler Efendi, Türkmenler Ependi, Tatarlar Nesreddin Oca,
Gagavuzlar Nastradin, Yunanlılar Anastratdin, İranlılar
Nesreddin diyorlar. Bu halkların hepsi Hoca’yı kendilerinden
saymış bazıları da kendi topraklarında doğup büyüdüğünü
iddia ederler. Hatta Hocayı Azeriler ünlü Azeri bilgin
Nasiruddin Tusi (1201-2174) olduğunu iddia eden
araştırmacılar vardır. Balkanlarda yaşayan Türk toplulukları
onu Hıristiyan toplulukların hocası Hitar-Pilar’la
karşılaştırıp yarıştırmışlardır.
Nasrettin Hoca toplumsal hamurumuzun belleğidir. Nesillere
aktarılan sadece gülme yetimiz değil; bununla birlikte
algılama ve kodlama mantığımızdır. Çocuklarımıza onu
anlatırken görünenden başka şeylerde aktarırız. Değişen her
şeyin karşısında değişmeyecek az sayıda şeylerden biri olan
komik-olanı yorumlama ve yapma dizgemizdir. Bu dizge
gündeliğin işleyişinden “edebi olanı yapma”’ya
kadara temellendirmek mümkündür. Bundandır ki Hoca’nın
hüküm sürdüğü topraklarda parayı veren düdüğü çalmaz; düdüğü
olan rasyonalizmin ışığında gülümser. Gündeliğin dili aynı
zamanda reklamın da dilidir. Buradaki rasyonalitenin yanında
dil yetisinin sınırları reklamın genel söylemini içerir ve
belirler. Dil ile algı yetisi arasındaki ilişki edebi
söylemi oluşturur bir üst dil olarak. Hocanın rasyonel
mantığına aşağıdaki gülüt tipik bir örnek olarak
verilebilinir.
“
Bir gün, Nasrettin Hoca’ya sordular:
‘Sen bilge kişisin Hoca; bize söyler misin? cenaze
götürülürken, tabutun arkasında mı, önünde mi, sağında mı,
solunda mı, bulunmak sevaptır?’
Hoca,
“Tabutun içinde bulunmayın da neresinde bulunursanız bulunun
sevaptır…” karşılığını verdi (1) |
|
Hoca, rahledeki kitabın son cümlesini düşünüp,
heybesine koydu kitabı. Bunlara karşı çıkmanın en
iyi yolu göle maya çalmaktır diye düşündü. Eşeğin
palanını bağlayıp yola koyuldu bozkırın seher
vaktinde. |
|
|
Hoca, hakkında yapılan tüm çözümlemelerinin dışında başka
bir yönüne de dikkat çekmekte yarar var. Bu da Hoca’nın
Anadolu insanı için herhangi bir tehlike durumda sığınak
olmasıdır. Söylenmesi tehlikeli, resmi otoriteye, inanca,
geleneğe ve genel ahlak kurallarına aykırı şeyler Hoca’ya
söyletilmiştir. Ona sahiplendirilen, yüzyıllardır aktarıla
gelen gülütlerin sayısının çokluğunun nedeni budur. Hoca’nın
söylediklerine karşı gelmek, başına geleceklere de kapı
aralamak demektir. Hoca ile uğraşan kişi, kurum veya otorite
trajik duruma düşmeyi göze alıyor demektir. Bu yüzden Hoca
kendi antropolojik havzasında zamansız ve coğrafyasızdır.
Gülmenin yerelliğini toplumların zihinsel algılarıyla
birlikte değerlendirmek gerekir. Bundandır ki batılıyı
Hoca’nın, fıkralarıyla ancak gülümsetebilirsiniz,
güldüremezsiniz.
Trajik-olan başkasıyla paylaşılan bir durumdur. Karşı tarafın
acısını anlamaktan başka bir şey gelmez elimizden. Komik-olan’da
ise durum öyle değildir. Komik-olan başkasına
bulaştırılandır. Bundandır ki Hoca’nın sesini kültürel
formları aynı olan tüm topluluklarda duyabiliriz. Gece
Akşehir’de yükselen kahkahayı gün ışımadan Kazakistan
steplerinde duymamızın nedeni budur. Ya tutarsa? Pragmatik
bir felsefenin sonucu değil; dogmatik bir düşünceye
başkaldırıdır. Kadı Nasuriddin
Hâce yerleşik olana aykırı tutumunu, farklı
düşünmenin yolunu göle doğru yola çıkmakta bulmuştur. Aykırı
olanın küçük ve zorlu yolculuğunda onun mayası tutmuş ve
insanlık düşünmeye ve hoşgörüye bir adım daha yaklaşmıştır
onun bu ölümsüz katkısıyla. Nasrettin Hoca bir yönüyle de
araftır. Orada durmak genişlemektir aynı zamanda. Ortada
durma tarafsızlık değildir. Aynı şey reklam içinde
geçerlidir. Reklam ideolojik bir aygıttır. Onun araf
sınırları hedef kitlenin toplumsal algısının da
sınırlarıdır.
Duruma pazarlama iletişimi açısından baktığımızda görece
pozitif olma kuralı bir moda tutum olarak karşımıza
çıkmaktadır. Markaların komik-olana sığınması; dönemsel
olarak kabul edilse bile, uzun vadede marka değerine etkisi
tartışmaya açık bir konudur. Ürün ya da hizmetle dolaylı
ilişkilendirme zor ve tehlikeli bir süreçtir. Komik-olanın
tonlaması ve şiddet derecesi toplumsal bellekte her zaman
beklenen etkiyi vermediği gibi, nasıl kodlanacağı da
öngörülemez. Algı testleri bu tehlikeyi kısmen öngörse de
komik-olanın büyüsü markaları yanlış kararlara sürükleme
gücüne de sahiptir. Komik-olan’nın (Schdenfreunde) temelinde
yatan başkasının başına gelenin/zararın bizim başımıza
gelmemesi durumudur. Burada genel geçerin her zaman
işleyeceği kuralı; gülmece gibi tehlikeli sulara markaları
sürüklemek daha çok çaba gerektirir bir durumdur. Gülmece
sağlam, tutarlı ve hedeflenen marka değerini iletmek için;
kısa, etkili ve keskin bir çözüm olmasının ötesinde başka
beklentileri yok sayar. Pazarlama iletişiminin çıkış
noktalarından biri insan zihnindeki anahtar önermelerdir.
Cümleye Nasrettin Hoca diye başlarsak karşımızdaki insanın
neden gülmeye, gülümsemeye yönelmesinin nedeni budur.
Dinleyen bilir ki anlatılacak ne ise sonunda güleceğim
düşüncesi onu harekete geçirir. Bu bağlamda bir reklamın,
reklamcının temel görevi bu harekete geçirici kodu bulmak;
onu sözel ve/veya/ görsel dille satın alma davranışına
odaklamaktır. Kültürel antropoloji bu noktada reklama yön
veren, yol kazalarını önleyecek tek alandır. Anahtar
önermeler ihtiyacın türü ve şiddetine bağlı olmakla
birlikte, burada doğru kurgulandığında ve yönetildiğinde;
pazarlama iletişimine önemli kapılar aralar konumlandırma
stratejileri açısından. |
|
|
Kemal Çifçi
Reklam Danışmanı
Eylül 2008 - Ankara |
|
Kaynaklar
1- Kocagöz
Samim, Nasrettin Hoca Fıkraları, Yeditepe Yayınları,
İstanbul, Nisan 1972
2- Boratav, Pertev Naili, Nasreddin Hoca, Edebiyatçılar
Derneği, Ankara, Haziran 1996
3- Fuat, Mehmet, Nasrettin Hoca Fıkraları, İş Bankası Kültür
Yayınları, 2. Basım Eylül 2004
|
|
©
Metinler İzin Alınmadan Kullanılamaz. |
|