|
MEDİA MARKT VE REKLAM DİLİ |
|
|
Batı paradigmasıyla bu topraklarda pazar
arayanlar her zaman kazanamaz. |
|
|
Bitmez
tükenmez kavgalarımızın temeli algı dünyamızın hangi
kavramlarla şekillendiğidir. Kişinin kendini tanıma
çerçevesini nasıl ve hangi süreçlerle geliştirdiği, tüm
tinsel ve sistematik bilimlerin ana sorunudur. Aldous
Huxley’in iki farklı kültürü onlarda yaşanan özgün
deneyimler bakımından ayırmasından sonra kültür üzerine
çözümlemelerimiz yön değiştirmiştir. Ziya Gökalp’in hars
dediği şey bir toplumu diğerinden ayıran şeyler
toplamıdır. Bilimi öznelerarası ulaşılabilir
deneyimlere ilişkin önermeler bütünü olarak
tanımladığımızda; bilim kendini genel tanımlamalar ve
herkesi kuşatan biçimselleştirilmiş bir dil olarak
tanımlar. Buna karşın reklam tekrarlanamaz olanı
sözelleştirerek mesajını öznelerarasındalığını her
durumda (hatta kişide) ayrı ayrı oluşturmak zorundadır.
Reklamın dili bu söylenenler çerçevesinde gündeliğin de
dili olur çoğu zaman. Nasıl, ne zaman ve hangi mecrada
kullanılacağı reklamcı tarafından karar verilen dil;
kişisel bir yaşantı dili olmasından çok, deneyimsel ve
tarihsel bir çevre ufkuyla çerçevelenmiştir. Temel
sorunumuz başka bir kültürde yapılan reklamın yerel
kültüre aynen aktarılıp aktarılmayacağıdır. Hayır demek
en kestirimsiz yöntemdir. Çünkü aktarımlı örneklerin
çokluğu işimizi zorlaştırmaktadır. İndirim kavramının
neden bu kadar büyülü olduğunu çözemediğimiz
reklamcılıkta; bireyin içsel sürecine ilişkin
söyleyeceklerimizin tümü temelsiz kalmaya mahkumdur.
Reklam bana göre tüketicinin içine doğduğu ve sonunda
içinde öldüğü bir dünyadır. Bu dünyadan elde ettikleri
iki nokta; zaferleri, hayal kırıklıkları, acıları,
zevkleri, akıl ve tutkularının paydasıdır. |
|
|
|
|
|
Avrupa’nın en büyük tüketici elektroniği markası olan
Media Markt; ulaştığı 580 mağazası ile tüm Avrupa
hinterlandında faaliyet göstermektedir. Düşük fiyat,
agresif satış ve saldırgan reklamlarıyla rakiplerinden
ayırıcı bir çok noktası olan marka; 2007 yılında
Türkiye’de ilk mağazasını açmıştır. Artık genel bir
satış stratejisi olan; ilk açılışta belirli sayıdaki
ürünü çok düşük fiyata ya da zararına satarak, büyük bir
sükse ve bir o kadar tepkiyle Türkiye pazarına giriş
yapan marka bu tutumunu her reklam kampanyasında yapmaya
devam etmektedir. Temel marka konumlandırmasını “Ich
bin nicht blod” (Ben aptal değilim) üstüne kuran marka
bu sloganı ile Almanya’da uzun yıllar pazarlama
iletişimini bunun üstünden yapmıştır. Bu slogan
Almanya’da dönem dönem başka toplumsal sorunlara dikkat
çekilmek içinde kullanılmıştır. Bunlardan en çarpıcısı
ise yükselen Alman milliyetçiliğine karşı yapılan
kampanyalarda görmek mümkündür. Kullandıkları sloganları
ise böyle çevirmek mümkün; “Keine Stimme für Nazis und
andere Rechtsextremisten, Ich bin doch nicht blöd.
(Nazizm ve diğer aşırı sağcılara kulak vermek mi? Ben
tabi ki aptal değilim.) “. |
|
|
|
|
|
Algı dünyaları kültürleri keskin bıçak gibi toplumları
birbirinden ayıran en temel olgudur. “Ben aptal değilim”
bir Alman için rasyonaliteye yaklaşmaktır. Akıl bunu
emrediyorsa bir kişi olarak ona doğru eylemek benim en
büyük amacımdır, diye düşünür Alman. Oysa bir Türk için
sen aptal değilsen böyle yapmalısın demek; onun
kişiliğine direkt saldırmak demektir ki; hiçbir Türk
bunu kolay kolay kabullenmez. Satın alsa bile o sloganı
hiç görmemiş ve duymamış gibi yapar. Bu yüzden sıcak ve
deli kanımızla sabaha kadar mağazanın önünde bekler,
kapıları kırar, ürünü alır ama soran olursa “Ben daha
önce almıştım pahalıya ya da ben tesadüfen kameraya
takıldım bir arkadaşa bakıp çıkacaktım.”, deriz. Bu
yüzden global markalar bu topraklarda konumlanırken bu
küçük ayrıntılara dikkat etmek zorundadır.
Alman küfür kültürü betimleye yönelikken bizim küfür
kültürümüz niteliğe, eyleme yöneliktir. Bizde küfür
edildiğinde kanla sonuçlanır. Oysa bir Alman’a küfür
ettiğinizde ki ( bence edemezsiniz ya), bunun nedeni bir
Türk olarak söyleyecekleriniz size komik veya içinizdeki
hıncı karşı tarafa yansıtamayacağınızı düşündüğünüzden,
küfür etmekten vazgeçersiniz. Bir Alman’a en fazla
poposu delik diyebilirsiniz ki; (bu onlara göre çok ağır
bir küfürdür.) bu sizi bir Türk olarak ne kadar tatmin
eder bilemem. Ama bizde öylemi? Öyle bir küfür yersiniz
ki otopark yüzünden, adamı çeker vurursunuz. Sonra
namusunuzu kurtarmış edasıyla 25 yıl krallar gibi hapis
yatarken koğuş arkadaşlarınız arasında da havanız hiç
düşmez. Bunu bir Alman’a anlattığınız da ise (ki
anlayamaz) fıkra anlattığınızı sanır ve yıkılırcasına
güler. |
|
Reklamın dili parçalıdır. |
|
|
|
|
Yerelleşmek benzeşmek değildir. Yerelleşmek
yakınlaşmaktır. Global markaların en büyük korkusu
farklılığını ulusal pazarda kaybetmektir. Geldikleri
toprakların kokusunu aynen buraya aktarma istekleri
masumca gözükse de; bunu yaparken takındıkları tutumları
duruşları yerel kültürde hiç beklemedikleri tepkilere
neden olmaktadır. Rasyonalite yerellikte en son aranacak
olgudur. Akıl pazarlamanın itici gücü değildir. Bunu
anlamayan yerel ve uluslararası markaların büyüme şansı
yoktur. Korunacak orjinalite çoğu zaman markaların
ayaklarındaki en büyük prangadır. Söz konusu Türkiye
olduğunda ise global markaları başka bir çok süprizler
beklemektedir. Geçiş kültürü olan ülkemizde neyin ne
zaman yapılacağını sadece konjektür belirler. Bugün
sempatik olan bir İsrail veya Alman markası yarın
siyasal değişimlerle tüm şimşekleri üstüne çekebilir.
Buradaki: biz her ülkeye göre reklam yapmayız, bizim
sadece global bir konseptimiz var onu yerele uyarlarız
yaklaşımı yeterli bir açıklama olamaz.
Pazarlama iletişiminin temel amacı tüketiciyle duygusal
ilişki geliştirmektir. Bunu eylerken de “reklamın
negatif etkisini”, minimize ederek hareket eder. Temel
önerme; öyle bir reklam konumlandırması yapmalıyım ki,
hem rakiplerimden ayrılmalıyım hem de hedef kitlemde
marka sadakati yaratmalıyım, der. Bu denklem ünlü
matematik teoremi Fermat’tan daha zordur. Bu
çözümsüzlük sınıfsız bir toplum düzeni olana kadar devam
edecektir. Bu yüzden reklamda devrim, reklamcıdan da
devrimci olmaz. Bu yüzden reklam metinlerindeki “büyük”
söylemler, sözler sadece algıya yöneliktir içeriğe
değil. |
|
|
|
Aktarılamayan tek üst dil reklamın dilidir. |
|
|
|
|
|
|
|
Media Markt’ın kullandığı
sloganlardan bazıları;
“Nataşalar gibi en çekici aletleri aynı çatı altında
bulacaksınız”, “Zevksiz Almanlar nasıl bu kadar çok
aleti alabiliyor?”, “İmkân olsa 25 Eylül’den itibaren
sende Hans ve Helga gibi ucuza alman mı?”,
“Fiyatını karşılaştırmadan bilgisayar almak mı? Ben
aptal değilim” sayılabilir. Üzerlerinde ilgili
hayvanların resimleri bulunan “Fotoğraf
makinesi alırken sağılacak inek miyim?”,
“Televizyonda pahalı fiyata atlayacak kadar sazan
mıyım?”, “Cep telefonunda kazık yiyecek kadar kuş
beyinli miyim?”, “Çamaşır makinasında kazığa razı olacak
kadar koyun muyum?” gibi sloganlarla reklam
kampanyalarını yürüten Media Markt, bir dönemde Yavuz
Bingöl’ün yer aldığı reklam ise ‘Türk halkını kıro
yerine mi koyuyorsunuz’ eleştirileriyle karşılaşmıştı.
Son kampanyasında ise agresif tavırlarıyla ünlenen spor
yorumcusu Erman Toroğlu’nun ağzından; “Göstermeyim
göstermeyim diyorum zorla göster diyorlar: Yüksek
fiyatlara kırmızı kart. Coşkuyu evde yaşamak fırsatını
taşımak mı? Media Markt, ben aptal değilim.”, reklam
filmiyle gündeme geldi. |
|
|
|
|
|
Dönem dönemde bu tepkilerden uzaklaşmak için daha stabil
olan “ Bu fiyatlara bakmadan elektronik almak mı?
Bakmadan almam” gibi sloganlar kullanan markanın; hedef
kitlesiyle ne zaman sürdürülebilir bir ilişki kuracağı
merakla beklenmektedir. Bir markanın reklam metni
okunduğunda o markanın; dingin, sakin, gururlu veya
aceleci olduğu hemen hissedilir. Kelimelerin dizimindeki
mantık, kavramlar arası geçişgenlik, görsel dil ile
sözel dil arasındaki imgesel atlamalar, göstergeler
arasında kurulmak istenen ilişki bunu hemen ele verir.
Media Markt reklamlarındaki verilmek istenen ruh hali
ise tam anlamıyla saldırganlık. Kuşatıcı, ele geçirici
ruh hali onun marka bedenini sarıp sarmalamıştır.
Fiyatların alabildiğine birbirine yaklaştığı, markaların
birbirine kalite olarak benzeştiği günümüz pazarlama
dünyasında; markaların başka yerde olmayan modellerini
çoğu zaman seçerek fiyat garantisi veren Media Markt bu
yaptığına da gerilla marketing demektedir. Oysa bilmez
ki bizde gerilla olmaz, bizde efe olur, külhanbeyi olur,
baba olur, delikanlı olur fakat gerilla olmaz. Olmaz
çünkü vurup kaçmak bize göre değildir. |
|
|
|
|
Kemal Çifçi
Reklam Danışmanı
Haziran
2010 -Ankara |
|
©
Metinler İzin Alınmadan Kullanılamaz. |
|